Hey Eugene
10 Eylül 2012 Pazartesi
Bir kız kendisini oynaşmaya bir kaptırdı mı, beyin meyin aramayın onda.
"Sorun şu; bir kızla -yani, orospularla filan değil- bu iş tam olacak gibiyken, başlıyor durmadan size dur demeye. Benim derdim de bu işte; duruyorum. Çoğu herif durmuyor. Benim elimden gelmiyor. Durmanızı gerçekten mi istiyorlar, veya yalnızca korkuyorlar mı, ya da işin sonunda kusurun onların üstünde değil de sizin üstünüzde kalması için mi dur diyorlar, hiç bilemiyorsunuz. Ben yine de, hep duruyorum. Sorun, onlara acımam. Yani, bu kızların çoğu aptallaşıyor. Bir süre oynaştıktan sonra, bir bakıyorsunuz, akılları başlarından gitmiş. Bir kız kendisini oynaşmaya bir kaptırdı mı, beyin meyin aramayın onda. Ne bileyim? Dur diyorlar, ben de duruyorum. Onları evlerine bıraktıktan sonra, keşke durmasaydım diyorum, ama yine de durmadan edemiyorum."
Sanki Herkes Annesinin Karnında Mı Öğreniyordu?
bu seferlik değişiklik olsun diye önce yazının başlığını koydum,
sonra da içeriğine girdim. koydum? girdim? ne erotik kelimelermiş bu
koydumlar, girdimler? bu 10^10 sıcak günlerde insanın beyni zamanla jöle
kıvamına geldiğinden ben de saçma sapan bir yazı yazabilirim. sen
mesela "10^10 da ne lan? sözel okudum ben, koyarım yazacağın yazıya,
gidiyom ben!" derken, ben geliyordum. geliyordum derken, tümden
geliyordum. ilk defa böyle taktikler, teknikler efendime söyleyimlerle
gündeme geleceğim gibime geliyor.
10^10= çok. herkes de havanın 10^10
sıcak olmasından şikayetçi bugunlerde. bazı arkadaşlarımız da popüler
olan şeylere "anti" tavırlar sergilediğinden, haber sıkıntısı çeken 3.
sınıf bültenlere konu olabiliyorlar. geçenlerde sahilde oturuyorum, bir
de ne göreyim, bir de ne duyayım? önce harş harş sesleri, sonra dumanı,
sonra da arkasında bıraktığı su izleri görünen bir adam. bu su izlerini
banyoda yolluk filan yıkayıp da kucaklayıp da balkona götürürken aman
damlamasın diye hiç "istemezzük". (istenmeyen tüylere de bir ara
değineceğim). (evet sahiplendim buraları ne var?) (bu arada boğa
burcuyum ben) işte sözüm ona klima ismail terini damlata damlata
koşuyordu. hemen yetiştim klima ismail'e. yetişmem zor olmadı. çünkü
duman... çünkü duman... sigara'dan gelmiyordu duman. adamın yüzüne bir
baktım, eyvah! adamın yüzü msn ifadesi gibiydi. SAPSARIYDI KLİMA İSMAİL.
koşumuza devam ederken sordum ismail'e. ismail dedim bu suratının hali
ne dedim. genç adamsın, koşan adamsın, bu sarartı ne?? dedim. hemen
kenardaki banka oturup anlatmaya başladı. ama o sıra ben hala koşuyorum?
yok yok ben de oturdum. dedi ki ben dedi küçükken bir hata işledim.
bizim mahallede maltepe içmekten bıyıkları sararan bir abi vardı, çok
kral bir abimizdi, onun gibi olmak için yemin içtim. 3 yaşımda bir
başladım sigaraya, bir azimliyim, bir değil iki, üç tane sigarayı nasıl
da çekiyordum senkronize... benim bıyıklarım da sararmalı, ellerim
kokmalıydı. sigara içmeyen arkadaşların evine gidip "salonda sigara
içsem ya la? bu sigara kokmuyo olm, yeni çıktı bu, slim, bak incecik,
bunun koku yayabileceğine nasıl inanabiliyorsun?" tarzı ibnelikler
yapmalıydım. sanki yapanlar ANNELERİNİN KARNINDA MI ÖĞRENİYORDU? evet.
bak ilk defa bu sorunun yanıtı "evet" çıktı. gebe hanımefendiler
ceninlerinin sağlığını düşünmeden sigara içerlerse sonra çocukları klima
ismail, maltepe mükremin tarzı yakıştırmalara maruz kalır, onlarla
dalga geçmek adına msn ifadeleri yapılırdı!
önce harş harş sesi,
ardından dumanı... evet dumanına değindim. üzerindeki oldukça kabarık
monta değinmeye başladı. ben dedi sigaraya başlarken bir yemin daha
ettim, marjinal olma kararı aldım. farklı olmalıydım. millet saçını 3e
vurduruyorsa ben 5e, millet sıcak havalarda serinlemek adına çıplak
geziyorsa ben MONT giymeliydim... derken bölgedeki su seviyesi boynumuza
kadar yükselmişti. çok hızlı, küresel terliyordu klima ismail.
yüzündeki
halkalardan yaptığım çıkarsamalara göre 33 yaşına gelmişti. ağzında
sigara olmadan nasıl da böyle kulaklarından duman çıkartabiliyordu. su
seviyesi çenemize kadar yükselmeden sordum hemen. önce bir ters bakış
attı, bir dövündü, iki saattir kime laf anlatıyorum, görmüyor musun içim
yanıyor ulan içim!!''^'^+^+^ dedi. haklıydı. bir keresinde yanlışlıkla
sigara yutmuş, o sigara da oymuş içini koltuk süngeri oyar gibi. için
için yanıyordu adam. dışın dışın terliyordu adam. soldan soldan esiyordu
rüzgar. şu dumanını çeker misin? görmüyor musun rahatsız oluyorum?
dedim. o da heh işte değinecek bir tek o konu kaldı, ona da değindin,
artık noktayı da koyabilirsin, dedi. söz dinleyen bir insandım.
evet bu yazıyı te ağustosta yazdım. mekanizmam ağustos böceğine benziyor olamaz mı?
30 Nisan 2011 Cumartesi
Kafamı Ütülemeyiniz.
elektrikli süpürge, saç kurutma makinesi, fırın, ütü vb. elektrikli ev aletlerinin oldukça emo olduğunu düşünüyorum. bu tarz pahada ve yükte hafif aletlerin, pahada ve yükte kendilerinden daha ağır olan makineler yanında hediye olarak verilmeleri bu sabah beni üzüntüye sevk etti. bir tane satıcı da gidip bu fırının fikrini soruyor mu? hiç zannetmiyorum. sen bir adet elektrikli süpürgenin günlük yaşantımızda ne kadar etkili olduğunun farkında değilsin galiba? eline süpürge alıp bir gün de olsa yeri süpürdün mü? sen ne bilirsin süpürge otunu toplayıp, uygun biçimde kesip biçip, belini bağlayıp, ıslatıp süpürge haline getirmeyi? bilmiyorsun ki. o yüzden o aletlere eşantiyon gibi davranamazsın. kınıyorum seni. kınama eylemini de saçma buluyorum. bir millet gidip başka bir milletin annesini bacısını ters yoldan götürüyor ve diğer milletler bunu kınıyor. ee sonra? kınadım oldu. bu mudur? oldukça gurur kırıcı olduğunu düşündüğüm bu talihsiz olayların son bulmasını gerekli mercilerden talep ediyor, gereğinin düşünüleceği günü iple çekiyorum. o gün yakın, biliyorum. çünkü siz hisli insanlar şu tamagotchileri besleyip büyüttünüz. sevgi gösterdiniz. ve bu eylemden ötürü hiç utanmadınız. bu yüzden makinelerin dilinden nasıl da güzel anladığınızı biliyorum. sizi pilli bebekler sizi.
Dün Gece Televizyondaki Kadını Sana Benzettim...
bir insanı bütünüyle tanımayı, bilmeyi, hakkında çokca fikirler sahibi olmayı sevmiyorum. e zaten bu çok mümkün değil olsa da yüzdeye vurursak 45 percent benim için ideal. bilinmeyeni kendi hayal gücümüz ile inşa ettiğimizden kelli o kısım harkulade güzellikte oluyor daima. e tabi denilebilir ki 90% tanıdığın birisi harkulade güzellikte olamaz mı? cevap:no. zaten geçenlerde ismini öğrendiğime memnun olduğum birisi kalabalık içinde "ben olmadım. isim öğrenmenin ne önemi var" gibi bir orospuluk yaptı, azcık sinirim bozulmuştu. otobüsten inmese oracıkta... peşi sıra "adab ı muaşeret" dedim ortalama bir sesle ama duyup duymaması benim oracıkta siki tutmuş durumumu iyileştiremedi. ve bu gerizekâlı ortalamayı iyice düşürdü. bu tarz bıkbıklar internet ortamında karşılık bulabilir ama sen bunu reelde fevri çıkışları olan birisine söylersen seni oracıkta sikiverir :( lskdjfksf bu ben değilim ama böyle birisi de yok değil... böyle argo sözcükler kullanıyor olmam 'inceden hanımefendi' arkadaşlarımı üzüyor olabilir, farkındayım. evvelsi gün benim cici arkadaşımın yanında fuck buddy'yi cümle içinde kullanan, ve bunu bilmeyen cici arkadaşıma bunu açıklamaya çalışan, yetmiyormuş gibi sonrasında "... öyle bir münazarada ben herkesin eline veririm" diyen, gaflet içindeki durumunu dalalet yönüne âni manevralarla sokan arkadaşıma da gelmiyorum henüz...
işte dediğim gibi tanışmak sonrasında alışmak, sıkılmak, zevk alamamak, alternatif şeylere yönelmek, next'lemek vb. durumlara düşmemek için birini fazla kurcalamamak gerekiyor. ya da dünya gezegeninde yeterince insan olduğuna kanaat getirip, belirli periyotlarla "hi bebişim, bye bebişim, bu kaçıncı oldu say bebişim" yolu da seçilebilir. ama o hi ile bye arasındaki süre bir arının bir çiçeğin özünü alıp diğer çiçeğe yönelme arasındaki süreden uzun olmalıdır. sonuçta bir arı değiliz... ayı mıyız lan yoksa? insana benzemediğimiz kesin... :/
dipnot: bu benim ilk dipnotum. bu dipnot belirli bir amaca hizmet etmek zorunda değil ama ben insana çok benziyom diyecektim. benziyom bensiyom bensiom ki yani ancak bu kadar benzenir diye şaşırmıyom, benzemeye devam ediyom, sınır tanımıyom... bitirmessem dipnot'tan gelip beni bi güzel benzeticekler galiba :|
8 Nisan 2011 Cuma
Kalan süre hesaplanıyor...
Telefonla konuşurken meydana gelen yürüme istemini çözdüğümde, buralara yazmaya değer şeyler oluştu gözüyle bakar, bizim de yazacaklarımız var şekline bürünürüm. İnceleniyor... İzleniyor...
Kaydol:
Yorumlar (Atom)